May
19

Zaza Röportajı

Posted by admin

Yılmaz Güney’i abim sanıyordum
Ali Buhara Mete: Sinemaya ilgi duymanızda Yılmaz Güney’in büyük payı olduğunu biliyoruz, sizi çok küçük yaşta sinema yapmaya iten şey neydi?
Ali Sürmeli: Elazığın, Kovancılar diye küçük bir köyünde babam postacıydı, ben onun kasasından para alıp Elazığ’a sinemaya gidiyordum. Köroğlu filminde Fatma Girik’le arasına kılıç koyup yatıyordu… Oradan başladık. Ağabeyim olmadığı için bir süre sonra zannettim ki Yılmaz Güney benim ağabeyim. Ağabey yok ya, küçük kardeşlerim var, ben de böyle içimden onu ağabey yaptım. Ondan sonra da posta kutusu 264 Sirkeci-İstanbul, mektup yazdım ona. Abi beni yanına al da geleyim, buralarda çok sıkılıyorum dedim. O da ‘Bu işin okulu var, bu işin okulunu oku öyle gel’ dedi. İşte zaten ondan sonra sürgünle Bursa’daydık. Bursa’da tiyatroya başladım ki Yılmaz Güney’in yanına gideyim.

Tam heykelin karşısında simit sattım
A.B.M: Peki, oyunculuğa başladığınızda Ahmet Vefik Paşa tiyatrosunun önünde simit sattığınız doğru mudur?
A.S: Evet doğrudur, tam heykelin karşısında…
A.B.M: Ne gibi sıkıntılar vardı orada?
A.S: Oradan bakıyordum. Çünkü sinemaya en yakın yer orası. Sonra Bursa’da Kutlu diye bir arkadaş vardı. Televizyonu da ilk defa Bursa’da görmüşüz. Bizde de televizyon yok karşı komşunun televizyonu vardı. Hep kaldırıma oturuyorduk, onlar da bize camı açıyorlardı ki sesini duyalım diye. Oradan da ne seyrediyorsam ertesi gün tiyatroda yapıyordum. O sırada arkadaşım Kutlu dedi ki bak tiyatroda kurslar var oraya git. Gittim sınava girdim, Kenan Işık (tam bizim oraların adamı) karşıma çıktı, o bana hep iyi davrandı zaten. Öyle orada başladık.
A.B.M: Konservatuara ilk başvurunuzda reddedilmişsiniz?
A.S: Kenan abi, ‘Ben çalıştırayım, konservatuara git, bu işin esas okulu o’ dedi. ‘Abi Yılmaz Güney bana bu işin okulunu oku ben onun için geldim’ dedim. Esas burası değil dedi. Ben seni çalıştırayım öyle konservatuara git. Onlar çalıştırdılar ve gittik. Bir sene sonra yeteneksiz diye attılar beni Türkçem de bozuktu. Ama ufak tefek şeylerdi. Telaffuzum bozuktu sadece ama eleyip attılar. Sonra tekrar sınav hakkı, tekrar gir. Bu sefer de dekor kostüm dersinden sınıfta kaldım. Ama babamın haberi yok kaldığımdan… O okulu rahmetli 5 yıl biliyordu. Yani birinci sınıfta kalmıştım, ama her gün okula gidiyordum.

İntihar edecektim
A.B.M: Ama çok inançlı ve kararlıydınız, hiçbir zaman yılmadınız değil mi?
A.S: Yok hayır. Çünkü elenip atıldıktan sonra Beşiktaş’ta arkadaşlarla Kazan diye bir yerde ilk defa içki içtim. O an kararımı verdim vapura bineceğim. Vapura binip atacağım kendimi çünkü ben hangi yüzle geri döneceğim. Vapurun arkasında köpükler güzel, yüzme de bilmiyorum. İşim bitti, bir son sigara yakayım dedim arkadaş. Biz içki içerken sigarayı bitirmişiz. Sonra Hızırın eli gibi kocaman bir el, kocaman bir surat, kocaman bir adam çıkıverdi… Ben bunu aklımda tuttum ve yıllar sonra görünce hatırladım ki Tanju Korel. O anlamış benim kendimi atacağımı. O zaman yabancı sigara yasaktı. Paçasından çıkarıp bana sigara verdi.
A.B.M: 7 Mayıs’ta vizyona girmiş olan Takiye Allah’ın yolunda adlı filminiz baya yankı uyandırdı. Filmin konusu İslami olduğunu iddia eden yatırım şirketlerine parasını kaptıran bir ailenin dramını anlatıyor.
A.S: Uçakla giderken adamın biri, ‘Sakallar da yakışmış, hayırdır inşallah’ dedi. Bir film için dedim. Köln’de falan mı hayırdır derken ben de o mağdurlardanım dedi. Ben de parayı verdim ama Allah biliyor dedi… Hem Müslüman olduğunu iddia edip faiz, kar payı yok bilmem ne… Hani bir taraftan Müslüman olduğunu iddia ediyor, camiye de gidiyor. Bir taraftan da paranın peşinde diyor. Paranın peşinde olanların parasını alanlar.
A.B.M: Allahsız Müslümanlar aslında bir anlamda.
A.S: Öyle demesek tabii. Paraya tamah edenlerin paralarını almışlar… Mesela o filmde ben caminin imamını oynuyorum. Ben diyorum yapmayın. Yapmayın inanmayın. Çünkü camiye gelip camide anlatıyorlar. Ben damada söylüyorum yapma diye. Bize inanmıyorlar, sonra hepsi trajik şeyler yaşıyorlar.

Filmin yapımcısına tehdit yağmuru
A.B.M: Yapımcı geçenlerde bir açıklama yaptı ve tehditler aldığını söyledi.
A.S: Hadi!
A.B.M: Ciddi tehditler geliyormuş. Size de herhangi bir tehdit ulaştı mı? Tehdit telefonları aldığına dair haberler gündeme geldi…
A.S: Yapma ya!
A.B.M: Yurtdışından bazı yerlerden tehdit telefonları aldıklarını söylüyorlar. Size herhangi bir şey ulaştı mı?
A.S: Yok babacım.
A.B.M: Sizin de bir bilginiz yok yani…
A.S: Ya kimi tehdit ediyormuş?
A.B.M: İsmini söylemeyen kişiler tarafından telefonla rahatsız edip, taciz edip, tehditler savuruyorlarmış. Filmle alakalı olarak, yapımcıya geliyormuş bu tehditler özellikle.
A.S: Ama yanlış… Yani filmi doğru okuyup, doğru seyretmek lazım.
A.B.M: Belki de o istismarı yapan kişiler tarafından, onları hedef aldığı için olabilir.
A.S: Olabilir, evet.
A.B.M: Filmografinize bakılınca 30 aşkın film görüyoruz.
A.S: Maşallah.
A.B.M: 1983’te çekilmiş Beyaz Ölüm filmiyle beyaz perdeye giriyorsunuz. Çok konuşulan ve size Antalya Film Festivalinde en iyi yardımcı oyuncu ödülünü getiren Filler ve

Çimen ile beraber sizin için en anlamlı ve önemli filmleriniz hangileridir?
A.S: Valla hepsi önemli benim için.
A.B.M: Peki, özellikle oynamaktan hoşlandığınız bir karakterler var mı? Oyuncu olarak iyi-kötü ayrımınız var mı?
A.S: Bilmiyorum, benim olmaz. Çünkü sevdiğim işi yapıyorum, o tecrübeyle elimden ne gelmişse onu yapmışım. Hiçbiri tabii en iyisi değil. Ama yapmak için hep çabada bulundum.

Hayatımda ilk kez katil gördüm
A.B.M: Deliyürek dizisindeki Turgay Atacan karakteriyle hayran kitlenizi genişletmiştiniz. O karakteri oynarken gözlemlediğiniz ya da esinlendiğiniz birisi var mı?
A.S: Vardı, öyle bir adam beni korkuttu. Erkan Can’la bir senaryo yazmıştık. O iş de bakanlıktan 200 milyar destekteydi. Buradan sinemayla ilgilenen genç arkadaşları uyarayım. Kültür Bakanlığı öyle bir destek vermiyor. Ha bankadan almışsın ha Kültür Bakanlığına başvurup oradan kredi alıyorsun. Kredi demek bu filmi yap sana kredi veriyoruz demek değil. Alıyorsun kredi borç, faizi falan var. Benim gibi araştırmadan başlamasınlar. Geçende Milliyet gazetesinde Ali Eyüboğlu ‘beceriksizler’ diye yazmış. Hatta o beceriksizlerden birisi de Kurtlar Vadisi dizisinde Zaza rolünü canlandırmaktadır, işte fotoğrafı. Beni suçladığı şey şu; efendim niye bunlar sinema fonundan bu parayı alıyor. Tabi beceremediği için de o para hazineye kalıyor. Hâlbuki ben müracaat ettim hak kazandım. O parayı alıp geri vermemişim. Almadım bile. O paraya müracaat etmedim bile bunları öğrendikten sonra.
A.B.M: Sizi nasıl tehdit etmişlerdi?
A.S: Bu film için senaryoyu yazdık. Levent Kırca’nın yanında çalışıyorduk o zaman. Kast aşamasındayken adamın birisi geldi. Bir kızın düğünü vardı. Adam, ‘Senin çocuğun da var değil mi?. Savaşa parmağınızı sokmayın kırarlar üzülürüm. Siz sevdiğim sanatçılarsınız’ dedi. (Ali Sürmeli, gözlerindeki donuk bakışlarla adeta anlattığı kişiyi yaşıyor) Abi ben hayatımda ilk defa katil gördüm. Nereden anladım? Çünkü onların gözü boş oluyor, böyle dipsiz kuyu. Bizimkilere bak, gözleri kıpırdıyor, birbirimize bakıyoruz, sağa sola dönüyor. Onun da yüzü oynuyor ama gözü boş bir şekilde bakıyor. (Tekrar o ürkütücü bakışı gösteriyor) Savaşa parmağınızı sokmayın kırarlar deyince biz senaryoyu buzdolabının altına bir yerlere sakladık korkudan. Ondan sonra gel zaman git zaman Bakanlığa müracaat ettik ve Bakanlık krediye değer buldu. Yani Turgay Atacan’ın çıkış noktası o.
Kurtlar Vadisi’ne nasıl girdi!
A.B.M: Kurtlar Vadisi’ndeki Zaza rolüyle de kötü ama bir yandan da seyircilerin sempatik bulduğu bir karakter çiziyorsunuz? Kurtlar Vadisi’ndeki serüveniniz nasıl başladı? Bu role nasıl hazırlandınız, Zaza karakteri için esinlendiğiniz birisi oldu mu?
A.S: Benim oğlumun adı Eren. Bir şeye isim verirken hakikaten çok dikkat etmek lazım. Çok düşünüp çok dikkat etmek lazım. Çünkü o dedi ki; baba artık Kurtlar Vadisi’ne girme zamanın geldi. Bir hafta sonra hakikaten abi gel beraber çalışalım diye aradılar. Ben de hay hay dedim.
A.B.M: Kimle görüşmüştünüz?
A.S: Osman Wöber aradı. Fakat biz tabi Şaşmaz’larla Deli Yürek zamanından tanışıyoruz.
A.B.M: Benim rahmetli babam Ömer Lütfi Mete senaryosunu yazmıştı…
A.S: Aaaayy sen o musun? Gel öpeyim seni. (Yanaklarımdan öpüyor) Ne güzel bir adamdı ya. Allah rahmet eylesin. Ya nasıl bir güzel bir adam bak sana küçük bir örnek vereyim. Üniversitede çocuklar dert etmişler nasıl oluyor da bu Deliyürek bir fenomen haline geliyor. Gidip Osman Sınav’a bu senin işindir diyorlar. O da valla benim bir alakam yok Ömer Lütfi Mete’nin becerisidir demiş. Ömer abiye gidiyorlar baba senin becerinmiş. O da valla benim değil oyuncuların becerisi diyor. Oyunculardan bana da sordular ben de valla yönetmenle yazarın işidir dedim. Burada biz işimizi yapıyoruz esas yaratan kişiler onlar. Sonra o çocuk bana dedi ki ‘Abi bir üçgen kurmuşsunuz kime gidiyorsak esas başarı öbür tarafın diyorlar’. Allah rahmet eylesin Ömer abiye. Ne güzel bir adam. Nasıl olsa öleceğiz ya, insanın arkasından böyle denilmesi hayatın anlamı olsa gerek.

Elazığ’lı nineden Zaza’ya
A.B.M: Bu role nasıl hazırlandınız yine esinlendiğiniz birisi oldu mu?
A.S: Ben zaten Kovancılar’dan Elazığ’a film seyretmeye gidiyordum.
A.B.M: Elazığ şivesini de çok güzel konuşuyorsunuz…
A.S: Eyvallah.. 28 yıldır tatil yaptığım bir yer var. 28 yıldır oradayım ve 18 yıldır da orada bir tane nene var. Bir gün oradan yürüyorum, eski bir tanıdık yemek kokusu geldi. Gittim ve ‘Nene bu nedir’ derken gel oğlum diye beni yanına çekti ve ben artık her yaz tatildeyken sıkıldıkça nenenin yanına gitmeye başladım. Nene de Elazığ şivesini çocukluktan nasılsa hala öyle tutuyor. Meğer abi on senedir o beni hazırlıyormuş. Ben onunla konuşa konuşa, hadi tımarhanenin başhekimini anlat, beleydi, nediydi, derken on senedir meğer benim kulağımı, beynimi doldurmuş. Birazcık hazır geldim herhalde. Gayet tabii bir de rol Zaza. Biz de zaten Zaza biliyoruz kendimizi…
A.B.M: Bütün taşlar yerine oturmuş oldu.
A.S: Evet evet. Onun için rol çok yük olmadı.
A.B.M: Kurtlar Vadisi Pusu’da 89. Bölümde Musa Uzunlar’la oynadığınız sahne internette tıklanma rekorları kırdı… Bizim de yazete.com’da özel olarak yayınladığımız bu sahnede helikoptere binmek sizi zorladı mı? Okuyucularımız yükseklik korkunuz olup olmadığını merak ediyorlar. (Kahkaha atıyor)
A.S: Vallahi yükseklik korkusu var ama uçağa helikoptere binebiliyorum. Motorlu alet olduğu için de korkmuyorum.
A.B.M: Kurtlar Vadisi Pusu dizisinden kalan zamanlarda görüştüğünüz başka bir oyuncu var mı?
A.S: Bora ile görüşüyorum. Herkesin her gün işi var. Dışarıda bir vaktimiz yok hep setteyiz yani. Sistemi öyle kurmuşlar ki kaç dakika sürüyor sen biliyorsun
A.B.M: 80 dakika kadar sürüyor
A.S: Hadi ya, iyiymişiz ya…
A.B.M: Neredeyse sinema filmine tekabül ediyor. Siz Almanya’da bazı yapımlarda da çalıştınız. İki taraftaki çalışma şartları arasındaki farkları anlatabilir misiniz?
A.S: Hiç sorma!.. Sanki başka bir iş onlarınki. Ciddi söylüyorum. Yaptıkları işe çok kıymet veriyorlar. Sadece o işi yapanlar da değil. Filmde yok ama televizyon formatında var. Eve gelişte bombadan önce karşıdan karşıya geçiyorum. Nedense sokakta orayı da çektiler. Baba polis yolu durdurmuş, en az on tane araç peş peşe durdu. Ne kornaya basan ne de hadi kardeşim işimiz var diyen. Aha film çekiliyor, sanat yapılıyor. Kapılar yavaş kapanıyor, çıkılıyor ve özenle bakılıyor. Çünkü ben sordum hakikaten bu hep mi böyle yoksa bizim filme karşı mı bu Almanların tavrı. Yok dediler baba burada sanat olunca akan sular durur. Çünkü sistemlerini oturtmuşlar. Bir tek heyecanlanacak şey var o da sanat. Onun için çok saygı gösteriyorlar.
‘Kendi senaryolarımı yazacağım’
A.B.M: Yeni bir sinema filmi projeniz var mı?
A.S: Kurban olayım bende proje çok. Bar yok, pavyon yok, içki yok, kumar yok bende. Evde oturuyorum, otururken de hep senaryo yazıyorum. Bir gün olgunlaşacağım ve kendi senaryolarımı çekeceğim inşallah.
A.B.M: İnşallah
A.S: İki tane kamera aldık, ışıkları da alınca yapacağız inşallah.
A.B.M: Sizin gibi sinema emekçisinin genç oyunculara vereceği altın öğüt nedir?
A.S: Güzel, gurur verici bir iş ama bir o kadar da zor bir o kadar da çok emek isteyen çok sabır isteyen bir iş.
A.B.M: Bu soruyu özellikle size soruyorum çünkü bu merhalelerden geçmiş bir oyuncusunuz
A.S: Tabi önce sabır ondan sonra da hakikaten kafayı bu yola adamak lazım.

‘Telif konusunda Uganda’dan farksızız’
A.B.M: Türkiye’deki ve yurt dışında çok beğendiğiniz ve örnek aldığınız oyuncular var mı?
A.S: Valla benden önce bu işi yapan herkes benim için örnek. Herkes… Belki zamanında beğenmediklerimiz olmuştur. Özür dilerim çünkü daha yeni yeni anlıyorum ki bu işe emek veren, ölmüşlerse Allah’tan gani gani rahmet diliyorum, yaşayanların da ellerinden öpüyorum ama keşke biraz daha mücadeleci olsalardı da şu telif haklarını halletmiş olsalardı bizden öncekiler. Çünkü bir Mozambik kalmış bir de Uganda telif konusunu halletmemiş olan bir de biz. Utanç verici bir şey. Çünkü biz oynuyoruz 80 kere tekrarlanıyor öbür şirket zannediyor ki biz hala oynuyoruz. Hâlbuki bir kere oynuyoruz ve o seksen kere tekrarlanıyor. Onun için bu meseleyi artık inşallah şu kısa zaman dilimi içerisinde halledeceğiz.
A.B.M: Benim şahsi kanaatim en büyük sıkıntılarından bir tanesi de reklam kuşağının uzun olması ve 80 dakika bölüm çekilmesi. Burada bütün set ekibi çalışan oyuncular, sizin Kurtlar Vadisi’ndeki çekimleriniz ne kadar sürüyor?
A.S: Biz hadi gene seksen dakika… Doksan dakika var yüz dakika var. Biz yine çok şükür.

Vampir kapitalizm
A.B.M: Bunu insani ölçülere çekmek için ne yapılabilir?
A.S: Sistemin değişmesi lazım. Hani biliyoruz ya vahşi kapitalizm diye bir deyim var. Benim yaşadığım vampir kapitalizm
A.B.M: Kan emiyor…
A.S: Yani kanını emmeyi bırak can aldı ya bu bizden. Can aldı…
A.B.M: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum Ali bey, çok keyifli bir söyleşiydi.
A.S: Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Ali Buhara Mete
Fotoğraflar: Nazım Serhat Fırat
www.yazete.com adresinden alıntıdır

Comments are closed.